CHP’nin duygusallıkla imtihanı

CHP her şeyden evvel bir hissiyattır.

Katı Batıcı, laik, Türkçü, Kemalist ideolojik söylemlerine bakıp dört başı mamur ideolojik temelleri olan bir siyasi parti olduğunu sananlar kıyasıya aldanır. Bütün katılıklar gibi ideolojik katılık da buharlaşmaya mahkumdur bu partide…

Güç ve iktidar elinde olduğu vakit katı doktrinleri öne çıkar. Toplum mühendisliğine soyunur. Tüm meselesi bu milleti adam etmektir! Bu adanmışlık projesinin felsefi temellerinin olduğunu, tarihsel süreçlerden geçtiğini, kavgası verilmiş bir dünya görüşünün doktriner hali olduğunu düşünenler fena halde aldanırlar. İdeolojik söylemlerinin en keskin ve en dogmatik inançla bestelenip askeri bando eşliğinde okunduğu demlerde bile histen ibaretti. On yılda on beş milyon gence ezberletilen marşlara ayarlanmış yarı ilahlık iddiaları da bir o kadar duygusal…

Beyaz adama benzetmeye çalıştıkları köylülere karşı fiyakalı tavırlarıyla uygarlık dersleri verdikleri günlerdeki mütekebbir hallerinde bile duygusaldılar. Meftunu oldukları Batı bir anlayış, idrak ve inşa meselesi olmaktan çok meftun olunası bir hayal ülkesiydi… Diğer taraftan da kocaman bir tımarhaneye tıkadıkları bu köylüler topluluğuyla da tuhaf bir bağları vardı…

Bu tuhaf bağ onu güç ve iktidardan düştüğünde ayakta tutan, gerçek olmasını çok istediği ve çoğunlukla da gerçek olduğunu sandığı duygusal bir ilişki biçimiydi. Bu duygu o kadar kuvvetlenir ki; gücüne kendisi tapınır, halkın tapınmasını ister, savaş açtığı mukaddeslerin, rasyonaliteleri ile yıkmak istedikleri dogmaların yerine kendi kutsallarını ikame ederken hiçbir zaman akla başvurmayı düşünmez.

Her güç ve iktidar kaybı onu son derece duygusallaştırır. İdeoloji, ilkeler, devrimler, çağdaş değerler fonda tekrarlansa da tuhaf bir hissîlik kuşatmıştır; mekanik, tehditkar nutuklarına gizemli bir hava katar bu duygusallık…

Bunca duygusallık vurgusunu öne çıkarmam, saatleri geçmiş zamanlara takılan CHP’lilerin bugünkü politik dirençlerini, katı ideolojik tavırlarına bağlamanın beyhude oluşunu anlatmaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Politik olan tavrın bir şekilde rasyonel bir yanı vardır. Doktriner düşüncenin ve pratiklerinin çözümlenebilir, belli kriterlere vurulabilir, antitezleri kadar güçlü yeni argümanlarla tezlerinin güçlendirilebilir bir yanı vardır.

Siyasal düşünce ve siyasal tarih ideolojiler kadar duygudaşlıkların yön verdiği, uğrunda can verilen, kan dökülen toplumsal hareketliliklerin tarihi demektir biraz da. Asıl olan düşünce ve prensipler olsa da duygudaşlık motive eder siyasi partileri.

Oysa CHP tümüyle duygusallık yüklü bir gelenek. Olanca katı, uzlaşmaz, hatta kimilerine göre arkaik bulunsa bile son derece hissiyat yüklüdür.

Bu duygusallık tezimi çok genellemeci bularak bir tür siyasal aforizma parantezine almak isteyenler olabilir. Duygusal bir konuyu analitik çözümlemelere kurban etmemek gerek.

Serbest seçim ve çok partili siyasal hayata geçeli beri bir türlü halkoyuyla iktidara gelemeyen bir siyasal hareket için rasyonel bir çözüm neyi gösterir? Önce nerede yanlış yaptık sorusuna cevap arar, sonra bu halk gerçekten ne istiyor sorusunu sorar. Programının, söyleminin siyasal bir karşılığı olup olmadığını irdeler. Siyasal analizcilere gerek bile yoktur bunun cevabını bulmak için.

Söz gelimi Kürt meselesi…

Barış süreci mi söz konusu… Bu süreçte halkın, toplumun taleplerinin ne olduğunu, hangi siyasal tavrın halktan destek bulacağını keşfedemeyecek kadar acemi politikacılar değil bu partinin yöneticileri… Barıştan yanadır elbette. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ şiarını en çok CHP’liler dillendirmiştir ne de olsa. Ama mesele ‘cihanla sulh ve Kürt’le sulh’ meselesi olunca son derece duygusallaşırlar… Türk milletine sadakatleri(!), devraldıkları mirasa ihanet etme korkusu onları bu akılcı çözümden, hem de muhtemel iktidar hayallerini toprağa gömme pahasına, uzaklaştır, hissileştirir ve akıl planında izahı olmayan duygusal kararlar aldırır. Her duygusallık gibi bu konuda da gözü kara ve cesurdurlar.

Başörtüsü meselesi sözgelimi…

Zaman zaman çarşaf açılımı yapacak kadar rasyonelleşseler, anayasa taslağına uyum imzaları atsalar da dayanılmaz duyguların esiri olup aslında hiç de öyle düşünmediklerini açıklarlar. Bunun siyasal bedelini hesaplayamayacak tecrübeden yoksun olduklarını kim söyleyebilir CHP yönetiminin? Üstelik ‘siyasal gücümüz aldığımız oyla sınırlı değildir’ diyerek askeri bürokrasiye yaslandıkları günler de çok gerilerde kalmışken…

Türk siyasi hayatında bu kadar duygusal, bu kadar geçmişine romantik bağlarla bağlanmış ve duyguları uğruna meftunu olduğu güç ve iktidarı bile tepelemekten çekinmeyen başka bir parti var mı?

lgili YazlarDüşünce, Siyaset

Editr emreakif on May 11, 2013

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar