Vahşetten vahdet çıkar mı?

Konuşmalar bitmiş, tuhaf bir ‘entelektüel bid’at’ haline gelen plaket töreni sıkıntısını başarıyla atlatıp kendimi Erciyes’in ışıltılı beyazlığına bırakmak üzere bahçeye çıkmıştım ki, kalabalığın arasından gelen bir sesle durdum. Erciyes Üniversitesi ”Necip Fazıl Sempozyumu” düzenlemiş, Dursun Çiçek ile paylaştığımız oturumun ardından ‘bir şey sorabilir miyim’ diyen genç kızın sorusunun panelle alakalı olmadığını ilk anda anlamıştım. Gözlerinde üzüntüden öte derin bir acının izleri yansıyordu. Ve beklediğim gibi sarsıcı soru geldi:

-Suriye’nin durumu ne olacak, Amerika müdahale edecek mi?

– Amerika’nın müdahale etmeyeceği baştan belliydi, neden etsin?

-Ya Türkiye? Suriye’ye girip bu zulme son veremez mi?

-Türkiye’nin böyle bir şey yapmaya gücü yok.

-Peki ne olacak, Müslümanlar birbirini öldürmeye devam mı edecek? Amerika seyredecek mi?

-Maalesef, Batılılara ”gelin bizi kurtarın, her türlü çözüme hazırız” deyinceye kadar kan akmaya devam edecek gibi görünüyor.

Ayaküstü süren bu kısa ve keskin diyalog sırasında bu kız öğrencinin gözündeki dehşet, beklediği umut verici bir çift sözü duyamamanın hüsranını yeterince yansıtıyordu. Yine Necip Fazıl’ın tabiri ile ‘zehirli bir kıymık gibi’ beynime saplandı kaldı bu soru.

İslam dünyasından medyaya yansıyan haberlere bakınca kan ve gözyaşından başka bir şey görünmüyor. Uluslararası haber ajansları, küresel medya ağları her gün onlarca ölüm ve yıkım haberleri veriyor.

Nijerya’da köyler basılıyor, onlarca insan bir anda katlediliyor.

Pakistan’da rakip gruplar birbirlerinin seçim konvoylarına intihar bombacılarıyla saldırıyor. Gün geçmiyor ki karşılıklı saldırılardan onlarca ölü haberi gelmesin.

Bağdat’ta, Kerkük’te Şiiler ve Sünniler camilere saldırıyor. Aynı dinin mensupları Allah’a secde halindeyken birbirlerini katlediyor. Önce Kürtler ve Araplar şeklinde fiilen parçalanan Irak, şimdilerde ise Şiiler ve Sünniler arasında kan davasına dönüşen vahşet görüntüleri altında bir mezhep savaşına sürükleniyor.

Bengaldeş’te, kırk yıl önceki bir olay siyasi intikama dönüşerek, 90’lık liderler idam sehpasında sıra bekliyor adeta. Siyasi intikam sokaklarda can almaya devam ederken, Avrupalılara ucuz elbise hazırlayan binlerce işçi çöken binanın altında kalıyor.

Suriye’den gelen katliam görüntüleri İslam dünyasındaki bütün çatışmaların, anlaşmazlıkların, acımasızlıkların özeti gibi. Suriye bir yanda etnik, mezhebi, siyasi çatışmalar diğer yanda uluslararası müdahalelerin, göstere göstere iç savaş tezgahlanması; bir temel tasarım olarak Müslümanların kendi sorunlarını çözememeye ikna edileceği, bedel olarak görüntülendiği alan haline geldi. Yüz bine yaklaşan can kaybı, milyonları aşan yerinden yurdundan edilmiş insanlar…

Türkiye’nin ayrışmaları körükleyecek, bölgedeki etnik ve mezhebi fay hattına dayalı politikalar izlemesi durumunda nasıl geri dönüşü olmayan kırılmalara yol açarsa; tam tersi eksenden Hizbullah’ın Esad tarafında savaşacağını resmen ilan etmesi de jeopolitik gerekçeler adına kan deryasının yükselmesinden başka neye hizmet edebilir? Suriye özelinde bunca bedele rağmen inatlaşmanın, mezhep çatışması üzerinden stratejik konumlarını tahkim etmenin akıl ve vicdan tutulmasından herkesin nasibini aldığı bir vasata çekiliyoruz adeta…

Tüm bu haberler ne birer komplo ne de sömürgeci Batılıların çıkarları için uydurdukları haberler değil. Resmin tamamını göstermese de çoğu doğru. İslam dünyası kendi sorunlarını çözemez bir görüntü veriyor. Üstelik Müslümanlar kendi sorunlarını dış müdahalelere fırsat vermeden çözemediği gibi anlaşmazlıkları insanca, Müslümanlığın gerektirdiği yöntemlerle gidermek yerine, Müslümanlıklarını adeta inkar edercesine yine İslam adına başvurulan yöntemler ortada.

Bunlara bakarak, Müslümanlığın bu dünyaya bir muştu, bir teklif olmadığı anlamı çıkarılabilir mi? Tam da bu noktada, İslam’ın sadece Müslümanlara değil insanlığa bir umut olduğunu göstermenin vaktidir. Bunca kara haberlerin bilinçli şekilde körüklendiği ortamda, bir zamanlar bu coğrafyanın bilincini, geleneğini, kültürünü, kaynaklarını işgal ederek Müslümanların kendi olma bilincini elinden alanlar, tarihin bu kritik aşamasında, Müslümanların kendine gelmesini engelleyecek, umut ışıklarını tümden karartacak bir enformatik karartma gerçekleştiğine de dikkat çekmeli.

Evet, körüklenen bu ayrışma ve vahşet sahnelerini başkaları işlemiyor, bunlar Müslümanlar eliyle sahneleniyor. Ne var ki, İslam ve Müslümanlık bundan ibaret olmadığı gibi, büyük resmin tümün görmemizi engellemeye yetiyor. Sofistike yöntemlerle insanlığı sömürenler için de bu fırsat sonuna kadar kullanılacaktır.

Bu oyunu bozmanın yolu öfke ve ayrılıkları kışkırtmaktan değil, yeniden adalete, basiretli yaklaşımlara, Müslümanlara ve insanlığa karşı sorumluluk bilincini kuşanmaktan geçiyor. Çözüm adına fikren ve cismen birbirimizi, boğazlamak yerine çok geç olmadan nefs muhasebesi yapmanın zamanı.

Yani, ”kaba softa ve ham yobazlar’ın elinden dini, ümmeti ve de insanlığı kurtarmaya bakalım.

lgili YazlarDüşünce, Siyaset

Editr emreakif on May 9, 2013

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Bir Önceki Yaz: