Katılaşan imparatorluğun Müslüman kotası

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin en önemli üniversitelerinden biri olan Berkeley’de ilk kez bir Müslüman öğrencinin Üniversite’nin 26 kişilik Senatosu’na Öğrenci Temsilcisi olarak seçildiği haberi fazla dikkat çekmedi. Özgürlükler diyarı olarak bilinen, hele akademik alanda tüm dünyadan beyin göçü alan Amerika’da Müslüman, tesettürlü bir öğrenci olan Sadia Saifuddin’in üniversite senatosuna seçilmesini önemli kılan bu temsiliyete yapılan itiraz ve engellemelerdi.

Eğer siyahlara karşı yakın tarihe kadar uygulanan ırk ayrımcılığı döneminde bir siyah öğrenci benzer konuma gelseydi şüphesiz sadece akademik çevrelerde değil toplumda da bariyerlerin aşılması anlamında bir milat sayılabilirdi. Siyahilerin toplumsal hayatın her alanında maruz kaldıkları dışlanma ve aşağılanmayı gerileten bir adım olarak…

Biraz daha gerilere gidersek 1940’lı yıllarda benzer durum Yahudiler için söz konusu olsaydı muhtemelen başta medyada olmak üzere adeta insan hakları konusunda bir devrim gerçekleştiğinin altı çizilerek kamuoyunu sarsacak haber değeri olurdu. Zira yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar Amerika üniversitelerinde Yahudilere kota uygulanırdı; hatta prestijli üniversitelere girmeleri imkansız denilecek kadar zordu.

Normal şartlarda sıradan bir olay olması gereken, tesettürlü, Müslüman öğrenci Sadia Saifuddin’in Berkeley Üniversitesi’nde seçilmiş olmasını önemli kılan, Yahudi grupların bir zamanlar kapısından giremedikleri Üniversite’de benzer tavrın Müslümanlara karşı sergilenmesi. Üstelik seçilmemesi için her türlü çaba gösterilerek baskı gruplarıyla engellenmeye çalışılması bir yana, seçildikten sonra da itibarsızlaştırma yönünde ellerinden geleni yapmaları, tarihin ironisi gibi duruyor. Sıradan bir üniversite içi gelişme gibi görünen bu olay Amerikan üniversite tarihinde herhalde yerini alacaktır.

Yahudi gruplara yapılanın aksine doğrudan Müslüman olmasını gerekçe göstererek engellemeye çalışmıyorlar. Filistin davasına verdiği destek nedeniyle antisemitizmden İsrail karşıtlığına ve terörizm suçlamasına uzanan bir algı kampanyası yürütülüyor. İsrail’i eleştirmenin antisemitizm sayıldığı bir kültürel hegemonya Müslümanlara da, Filistinlilere de ayrımcılık uygulamasını kolayca meşrulaştıran bir zemin hazırlıyor. İslamofobinin her tür dışlamayı, hatta suçlamayı meşrulaştırdığı bir ortamda hem devlet katında hem de toplumsal olarak fazlaca zorlamaya gerek kalmadan ayrımcılığa uğramak sıradanlaştı. Üstelik oluşturulan antisemitizm hassasiyetini alabildiğine genişletip istismar eden Yahudi gruplar, kendilerine rakip gördükleri Müslümanlara karşı bazı alanlarda bu ‘imkanı’ sonuna kadar kullanıyorlar. Geçmişte yaşanan acı tecrübenin aksine, özellikle saygın üniversitelerde bugün Yahudi akademisyenler önemli bir ağırlık oluşturduğu gibi antisemitizm karşıtı hassasiyet nedeniyle adeta özel ilgiye mazhar oldukları bile söylenir.

Özellikle stratejik, teknolojik araştırmaların yapıldığı bölümlerde, önemli sosyal bilim dallarında Yahudi bilim adamları, bir zamanlar kapısından giremedikleri üniversitelerin yönetimini ellerinde tutar konumdalar. Hatta İsrail’le ‘bilimsel dayanışma’ gereği stratejik araştırmalara özellikle İsrail’deki benzer projeleri yürüten araştırmacılar dahil edilerek bir know-how transferi, üstelik verilen burslarla, sağlanmış oluyor. İsrail’in teknolojik casusluk yapmasına gerek kalmadan bir tür ‘bilimsel dayanışma’ çerçevesinde zahmetsizce ama akıllı bir biçimde bilgiyi elde etmesinin yolları açılıyor.

Bir yanda Amerikan sokaklarında bombacı, terörist, yani Müslüman avına çıkan Amerikan sistemi, Berkeley yahut Harvard’da Müslüman temsiliyetine ne kadar hazır? Üniversitelerde Müslüman ülkelerden gelen onca akademisyen ve bilim adamı varken bu sorunun ne kadar anlamsız durduğu akla gelecektir.

Tam da bu noktada bunca bilim adamı ve akademisyenin Müslüman kimlikleriyle sistem içinde ne kadar yer edinecekleri ve edindikleri, konumlarını ne kadar süre daha koruyabilecekleri cevaplanması gereken ilk soru. Hemen bunun ardından ve daha esas olanı, Filistin davası başta olmak üzere Siyonistlerle ilgi alanlarının çatıştığı yerlerde Müslüman bilim adamı olmak bilimi kurtarmaya yetecek mi? Devam edelim. İslam dünyasının kendi adına bir hamle gücü edindiği noktalara akademik, teknolojik katkı ihtimali olması durumunda Müslümanlar Amerikan özgürlüğünün açtığı alan kapsamına girebilecek mi? İslam dünyasının var oluşunu dert edinen ve bu alanda anlamlı soru soran, cümle kuran bir entelektüel çabanın kültürel hegemonyaca bastırıldığı göz önüne alındığında akademik çevrenin daha anlayışlı olması için elimizde hiçbir gerekçemiz yok.

Müslümanlar için bir milattan bahsetmek bir yana kendine özgüvenini kaybetme temayülünde olan imparatorluğun düşman algısı katılaşacak gibi görünüyor. Müslümanlar ‘sistemle sorunu olmayan ‘ zenci ya da Yahudi olmadıklarına göre yeni kotalara hazır olmaları gerekir.

lgili YazlarDünya, Siyaset

Editr emreakif on July 20, 2013

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Daha Yeni Yazlar: