İslamcılık tasavvurları

Siyasette yaşanan büyük kavgaların, kırılmaların toplumsal etkisi katlanarak artar, tabana doğru yayıldıkça. Pratikte ne yazık ki, siyasi hesaplaşmalar, sarsıcı etkisine göre, ya ilkeler dahilinde yapılır yahut ilkeleri altüst eder. Siyasi kodların meşru bir dil kuramadığı ortamlarda önce kavramlar deforme olur; daha sonra ölçüler, ilkeler tasfiye edilir.

Bittiği ilan edilen İslamcılık tartışmalarının üstünden fazla zaman geçmeden, özdeşleştirdikleri siyasal iktidar üzerinden, bu siyasal akımın musalla taşına konması işlemidir yaşadıklarımız. Madem İslamcılık ölmüştü gereği yapılmalıydı!

Olayın polisiye tarafı bir yana İslamcılık neden ölmüştü ve kimler öldüğünü ilan etme hakkını kendinde buluyordu? Ayrıca İslamcılığı kim temsil ediyordu? Bu iki basit soruya verilecek cevaplarla bile İslamcılıktan kimin, neyi anladığı hususu netleşebilecekken bir ölüm ilanıyla karşı karşıya kaldık. Oryantalist, toptancı bir yaklaşımla, tepeden bakışla, İslamcılık üzerinden Müslümanların birikimini, bu ülkeye ve dünyaya dair iddialarını iptal etmeye hizmet eden, medya üzerinden yapılan tartışmalardan bağımsız görünmüyor bugünlerde yaşadıklarımız.

Geçtiğimiz yıl yapılan İslamcılık sempozyumunun bildirileri ve ilave bazı makalelerden oluşan ‘Türkiye’de İslamcılık düşüncesi ve hareketi’ başlığı ile basılan kitabı elime aldığımda bu süreci ister istemez hatırladım.

Kitap önemli makaleleri, tespitleri içeriyor ama en önemli yanı bu konuda bir araya getirilmiş geniş bir yelpaze oluşturması. İslamcılık düşüncesinin bu topraklara özgü karakteri, tarihsel süreçte kat ettiği mesafe, temsilcileri gibi çok geniş bir alanı kapsamak gibi bir iddia, aynı zamanda zaafını da oluşturuyor. Bir sempozyumun çerçevesinde hem düşünce hem hareket boyutunu ele almak mutlaka eksikleri beraberinde getirecek.

Genel İslamcılık tartışmalarında iki boyut hep dikkat çekicidir: ya özeleştiriden çok günah çıkaran, itirafçı bir dil yahut dışarıdan, mahkûm edici üstenci bir söylem kullanılır. Oysa İslamcılığın her şeyden önce itirafçılıktan çok ciddi bir özeleştiriye ihtiyacı var.

Bir önemli eksiklik de, İsmail Kara’nın projesi olarak gerçekleşen sempozyumu izleyemesem de ilavelerle kabarık bir hacme ulaşan kitapta kısmen değinilen İslamcılığın siyasete dair tasavvurudur. İslamcılığın gelip durduğu adres olarak AKP’yi işarete edenler, aynı zamanda söyleyecek bir sözünün kalmadığı, iktidar olmakla sistemin parçası haline geldiği teziyle ölüm fermanı çıkarmak gibi bir kolaycılığa kaçıyor. Oysa ne Ak Parti’nin böyle bir iddiası var ne de İslamcılığın AKP ile özdeşleştirilecek bir söylemi…

İslamcılık tartışmalarında tarihsel bağlamda modernlik, sömürgecilik üzerinden yapılan tasnif ve tanımlamaların günümüze ilişkin olarak özellikle atlanan yanı, İslamcılığın bir siyasal tasavvuru olduğudur ki, bu ‘siyasal İslam’ kavramsallaştırmasını aşan bir durum. Siyasal tasarımı enine boyuna konuşulmadığı gibi çeşitli nedenlerle (bir kısmı yasal neden olabilir) genel İslamcılık tartışması da eksik olduğu kadar yanıltıcıdır da.

Güncel tartışmaların da bu eksik tanım ve tasniften payını aldığı muhakkak. Siyasetin sosyolojisinin ve hissiyatının İslamcılık fikriyatıyla karıştırıldığı bir ortamdayız. Sadece müesses nizam içinde bir kaos yaşanmıyor, kavramlarla beraber ahlaki erozyon da yaşanıyor.

İslamcılık fikriyatının devletle, siyasetle ilişkisini, devletin farklı dini mülahazalarla, dinle kurduğu ilişki ile karıştırmamak gerekiyor.

Bireysel düzeyde, entelektüel biyografilerinde İslamcılıkla yolları kesişenlerin ve buna destek veren siyasal sosyoloji/si/nin İslamcılığın siyasal ve toplumsal tasarımlarından, tasavvurundan uzakta bir siyaset çizgisi izlerken İslamcı sayılmaları ya da İslamcılık retoriğine sığınmaları bu yaman çelişkinin tezahürüdür.

İslamcılık/İslam düşüncesi ne büyük, emperyal bir devlet için yedek lastiktir, ne de küresel sisteme entegrasyonun, küresel sistemle iş tutmanın meşrulaştırıcı aracıdır. İslamcılığın tarihi, tecrübesi, gelecek tasavvuru gibi siyasal tasavvuru da konuşulmadan ve bu konuşulmadığı için her şey birbirine karışıyor.

lgili YazlarDüşünce, Kültür

Editr emreakif on January 16, 2014

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar