Bir siyasal metafor olarak Lozan

Devlet, siyaset, dünya sistemi gibi yapıları daha çok sembolik olaylarda, ifadelerde, seramonilerde idrak ederiz. Daha doğrusu bu semboller üzerinden bizim nasıl algılamamız istendiği mesajı verilir. Bayrak, marş nasıl ulus-devletin gündelik hayatımıza yansıyan somut göstergeleri ise, tarihi bir toplantıdan yansıyan tek bir fotoğraf karesi de varılan anlaşmalardan daha çok belleğimizde yer edebilir.

İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren ve soğuk savaşa kapı aralayan toplantılarda ne tür pazarlıkların yapıldığı, kampların nasıl ortaya çıktığı gibi konular hayatımızı doğrudan ilgilendirecek olsa bunları başka şekilde hatırlardık. Bu anlaşmaların, pazarlıkların ayrıntıları, belgeleri uluslararası ilişkiler uzmanlarının konusu olabilir. Ancak herkes bu süreci 1945 yılında Yalta’da Franklin D. Roosevelt ve Josef Stalin’in poz verdiği galiplerin fotoğraflarıyla hatırlar.
Benzer bir sahne de soğuk savaşı sona erdirecek buluşmada yeniden sahnelenir. Bu kez 1989’da Malta’da George H.W. Bush ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov bir araya gelecektir. Üstelik Yalta yerine Malta’nın özellikle seçildiği ve Yalta’ya gönderme yapılmasının özellikle istendiği haberin veriliş biçiminde dikkat çekiyordu.

Yalta ile başlayıp Malta’da sonlandırılan süreç, coğrafya üzerinden dönemin anlayışını, tarihsel hafızayı canlı tutmaya yönelik bir mühendislik işiydi.
Önceki gün İran kendi Lozan’ını tecrübe etti…

Lozan bizim hafızamızda öyle kolayca geçiştirilecek bir mekan ismi değil. Lozan’da Osmanlı sonrası yeni ulus-devletin dünya sistemince kabul edilmesi,  başka bir ifadeyle sistem içine dahil olması gerçekleşti.  Lozan bir bakıma bağımsızlık anlamına gelirken diğer taraftan Batı’ya icbar edilişin resmen tescil edildiği anlaşmanın adıdır. Başka bir ifadeyle Osmanlı’yı tasfiye edenlerin sisteme kabul ediliş şartlarının dayatıldığı, bunun karşılığında bağımsızlığın alındığı anlaşma. Yani, son büyük devleti parçalayan dünya sisteminin patronlarıyla masaya oturduğumuz yer…

Peki, İran için Lozan’ın anlamı nedir?

Bölgedeki iki önemli güç merkezinden bir olan İran sistem dışı kalarak bağımsız çizgisinin mümkün olacağı iddiasındaydı.  İslam Devrimi’nden sonra, sistemi karşısına almasının bedelini de ağır biçimde ödedi. Gelinen noktada nükleer çalışmaları uluslararası sisteme yönelik bir meydan okumaydı. Bir yanda Şii real politiğe yaslanarak kendine alan açmaya çalışırken diğer tarafta baskılara karşı durmaya çalışıyordu.
Gelinen noktada İran Batı karşısında en büyük meydan okuması sayılan nükleer çalışmalarını kısıtlayan bir anlaşma için masaya oturmayı kabul etti. Çok pragmatik bir ulus-devlet refleksi ile hareket ederek sistemle uzlaşma yolunu seçti.
Bundan sonraki sürecin Türkiye’nin Lozan’ı gibi sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz, İran’ın sistemle anlaşmaya vardığı ve bunun karşılığında başta ekonomide olmak üzere baskılardan kurtulmayı ümit etmesi.

Real politik anlamda bu durum anlaşılabilir… Ancak bu tür sistem kurucu, belirleyici anlaşmalar görüntüden ibaret değildir. Mesela İran televizyonunun Obama’nın açıklamasını canlı vermesi herhangi bir habercilik olayı değil elbette.
Türkiye Lozan’da yeni bir ulus-devlet olarak sisteme kabul edilmiş, düşmanlarıyla anlaşmaya varmıştı. Gerçekte ise farklı bir medeniyet alanına girmesi, medeniyet değiştirmesi tescil edilmiş oldu.

Nükleer çalışmalarla son meydan okumasından vaz geçen ya da geçmek zorunda kalan İran’a dair bundan sonraki gelişmeler bu anlaşmanın sınırlarının nereye kadar uzandığını gösterecek. Ulus-devletlere özgü rasyonel davranış biçimine (zweck-rational) uygun davrandığı kesin. Muhtemel sonuçlarını; nelere icbar edilip edilmediğini  belki önümüzdeki yıllarda göreceğiz.

lgili YazlarDünya, Düşünce, Siyaset

Editr emreakif on April 4, 2015

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Bir Önceki Yaz: