Süreç ve dış dinamikler

İmralı ile başlatılan görüşmelerin, yeni bir sürece kapı aralarken, ne denli hassas dengeler üzerinde ilerleyecek ya da ilerleyemeyeceğinin herkes farkında. Bu sürecin ilkeler ve haklar düzeyinde bir temel çerçevede yürütülmesi gerektiği tartışılmaz. Aslında ilkeler ve haklar temelinde yürütülen tartışmanın bir çözüme ulaşılabilmesi için son derece reel, politik ve stratejik şartların oluşması da gerekiyor. İlkeler düzeyinde birinin mücadele, diğerinin terör diye adlandırdığı kan akıtan, can yakan 30 yıllık süreç nasıl tek yanlı bir hak ve özgürlük talebinin sonucu değildiyse bir şekilde uzlaşmaya götüren süreç de iç ve dış dinamiklerden azade değil.

Türk basınında sıcağı sıcağına yapılan analizlerin hemen hepsinde, basına sızan az sayıda duyum üzerinden, doğal olarak tümüyle iç dinamikleri önceleyen yaklaşımlar sergilendi. Bu konuda iç dinamikleri de etkileyecek ve hiç de görmezden gelmek gibi lüksümüzün olmadığı dış dinamiklerin, bölge dışı aktörlerin göz ardı edilmesi, adeta yok sayılması en azından işin ciddiyeti açısından nakısa olarak okunmalıdır.

Ne demek istediğimizi anlatmak için kısa yoldan şu soruyu sormak gerekiyor: Gittikçe istikrarsızlaşan, parçalanıyor intibaı veren Irak ve dolayısıyla bu sorunun parçası olan Erbil’in yeni sürecin görüşme üssü olması ne anlama geliyor? Oslo yerine, Kürt sorununun çözümü için yapılması düşünülen görüşmelere, parçalanması beklenen ya da öyle bir atmosferde taraf olan Erbil’in ev sahipliği yapacak olması anlamlı.

Irak’ın parçalanma aşamasına geldiği kanaatini yaygınlaştıran göstergelerden en önemlisi, petrol ihracı ve arama konusundaki merkezi hükümetle yaşanan sorunlar ve Maliki’nin gittikçe sekter görünüm veren politikaları. Petrolün ihracı ve aranması konusunda anayasal sorunlar bir yana Amerikalı şirketler Erbil’le anlaşmalar yapıyor, Türkiye de Bağdat’a rağmen bu sürece dahil olmak istiyordu. Böylece petrol konusunu, ülkenin bütünlüğü meselesi olarak gören Ankara’nın bir anda Erbil’i tercih etmeye başlaması, defacto bölünmüş parçadan yana seçim yaptığı anlamına gelirdi. Oysa ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Irak federal yetkililerinin onayı olmadan Irak’ın herhangi bir kesiminden petrol ihracatını desteklemediklerini söyledi. Hem Amerikan şirketlerinin hem de Türk Hükümetinin, federal onay olmadan Irak’ın herhangi bir bölgesiyle petrol arama ya da üretimi için kontrat imzalamasının bu şirketleri potansiyel anlamda yasal riske maruz bıraktığını, bunun öncelikle Amerikan şirketlerine mesaj olduğunu belirtti.

Kürt meselesini Irak Kürdistanı üzerinden ele alan Amerikan yaklaşımı göz önüne alındığında Türkiye’de başlayan sürecin de Erbil’e taşınması, Avrupa’ya karşı bir inisiyatif önceliği olarak okunabilir pekala. Her ne kadar üçlü sacayağının bir kısmı Avrupa’da olsa da Erbil’e inisiyatif kazandıracak bir adım olarak yorumlanabilir.

Suriye’deki iç savaşın çerçevesinde Suriye Kürtleriyle ilgili sorunu Barzani üzerinden çözmek isteyen Ankara, kendi sorununu da Barzani’nin ev sahipliğinde çözerek, Erbil’i, Kürt meselesinin bölgedeki merkezi aktörü haline getirmeye çalıştığı akla geliyor.

Barzani’nin sözcüsü kanalıyla yaptığı, sürece destek veren açıklamasına bakılacak olursa konumunun güçlenmesinden mutlu görünüyor. Barzani görüşmelerin, ‘savaşın ve şiddetin sonlanması, barışın pekiştirilmesi, Kürt meselesinin barışçıl çözülmesi yolunda ciddi ve etkili bir başlangıç olması’ temennisinde bulundu.

Irak işgaliyle, petrol ve enerji kaynaklarında Amerikan hegemonyasının geleceğe matuf olarak perçinlenmesi ve ‘sistem dışı’ yapılara gözdağı verilmesinin sağlanması; Kürt meselesi çözülmeden enerji kaynaklarının emniyete alınamayacağı gerçeğini hatırlatıyor. Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle başlayan, AB süreciyle de alakalı olan, bölgesel anlamda da Arap baharı ile tetiklenen yeni dönemdeki Türkiye’nin istikrarı ve uluslararası entegrasyonu stratejisinin farklı bir konsepte stabilize edilme planından bağımsız olduğu düşünülemez. Bu nedenle Kürt meselesinde Erbil’in etkisinin artması, hem Kürt meselesi ile hem de yeni enerji stratejisinde Kürt kartı ile yakından alakalıdır. Yani farklı düzlemde bir statü oluşturulana kadar Irak’ın bütünlüğü, Türkiye’nin istikrarına paralel yeni bir Kürt realitesine dayalı bölgesel dengenin ayak sesleri olarak okunabilir.

lgili YazlarDünya

Editr emreakif on January 10, 2013

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Daha Yeni Yazlar:
Bir Önceki Yaz: