Yeni şeyler mi söylemek lazım?

“Ne kadar söz varsa düne ait/Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Mevlana’nın eskimeyen,  her dem taze kalan sözü…
“Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” derken var olan sözlerin eskitildiğini, tükendiğini de itiraf etmiş oluyoruz. Sözün eskimiş olması anlamın tükenişine işarettir aynı zamanda.
Anlamın tükenmesi, bunca sözün, emeğin geçersiz kılınmasını, geçersiz anlamlar peşinde koşulmasını da beraberinde getirir.
Bunca emeğin, bunca alın terinin, insanlık adına, hepimiz adına, kutsal adına, sancılı dönemlerin, kaç uykusu az gecenin girdabında damıtılmış sözlerin tükendiğini düşünmekten… eldeki tüm adreslerin yakılması, hafızanın silinmesinden çok inkarın söz konusu olduğu bu halin ne anlama geldiğini idrakten mahrum çoğumuz. Muhtemelen yara sıcak ve derin. Henüz acıyan yerlerimizin acısının bile farkında değil çoğumuz. Henüz yaralı bilincin idrakinde de değiliz. Bir şeylerin kötü gittiği hissediliyor, bir takım insanların avucumuzda biriktirdiğimiz kelimeleri tükettiği de biliniyor. Bilinmeyen şey; hala umut bağladıklarımızın, eski biriktirilmiş sözlerin, anlamların, beklentilerin, kurulan düşlerin habercisi olmayı çoktan terk ettikleri. Ve biliniyor ve hissediliyor; eskimiş görünen sözlerimizle artık yüzleşmeye pek cesareti yok çoğumuzun.
Yaşamakta olduğumuz, eskiyen, eskittiğimiz ve de terk ettiğimiz kelimelerin, hiç beklenmedik bir anda, bir trafik işareti gibi metruk, tenha bir yolda karşımıza çıkıyor oluşu… İşaretlerin hatırlattıkları, vicdan azabı gibi içimize işliyor. Ki hala tümden umutsuz olunmayacağına işaret belleyerek sevinebiliyoruz.
Sözün büyüsüne kapılıp belirsiz ufuklara, hayal dünyasına yelken de açabiliriz; sözün idraklerimizi perdeleyen tılsımına kapılıp karamsarlığın dipsiz derinliklerinde kaybolabiliriz de.
Şimdi yeni şeyler söylememizi gerektirecek hal nedir? Ne olmuştur da ne kadar söz varsa düne dair artık gönlümüzde yankı bulmamaktadır?

Söz mü yavan ve düne aitti yoksa kelam sahibi mi sözüne sahip çıkamadı?
Bu iki durumu birbirinden ayırmakla işe başlamalı yeni söz söylemeden önce.
Bunca yıldır biriktirilen kelimelerin, anlamlı bir cümle kurma kaygısının boşa gitmiş bir emek olduğunu düşünmek sadece umudun yitimi değil, hayata ve yaşamaya, yarınlara dair her şeyin tükenmesi anlamına gelir. Bunca anlamı tüketilmeye hazır han-ı yağma gibi kullanmak isteyenler olsa da…
Şunu artık iyi biliyoruz; her sınıftan, her düzeyden, her kültürden insan malzemesinin kumaşı şaşırtıcı biçimde arızalı çıktı! İnsanlar her şeyi, her anlamlı çabayı, yarına emanet edilen her anlamı bozuk para gibi harcamakta beis görmedi. İstikbal, güç, servet, iktidar, grup, cemaat çıkarı adına anlamı harcamayı meşrulaştıran bir kumaştan taşan çıkıntılar bunlar.

Sözün anlamını yitirmesi ile anlamın buharlaşması arasındaki farkı ortaya koyan şey kumaşımızın kalitesidir.
Söz, söz olarak kaldığı sürece anlamını yenileyerek duracaktır. Bunca emek, bunca çile, bunca gönül erinin sancısı hiçliğin karanlık boşluğunda heba olacak değildir. O söz, bir gün anlamın sahiplerini bulacaktır.
Ne var ki, yüksünenlerin, sınanmışların sözün anlamını taşımaya ne yürekleri yetecek ne de omuzlarına emaneti yüklenebilecek. Torbalarına doldurdukları kırık dökük cümleleri sağa sola saçarak, bitpazarında harcadıkları hikmeti reklam pastası yaparak ikbal umacak, belki de günü kurtarmaya çalışacaklardır.
Oysa biriktirilen anlam yerli yerinde durmakta ve sahibini beklemektedir. Düne ait her şeyden vaz geçmekten çok düne ait olana sahip çıkmak gerek bu anlamda.

Şimdi yeni şeyler söylemenin vakti gelmişse bu, dünden bugüne ve yarına ait olanı yeniden dillendirmekle işe başlamaktır belki de. Yeni olanı, sözün anlamını taşımaktan aciz, bozuk para gibi harcayan kaçkınların elinden kurtararak işe başlamalı. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Evet, düne ait her ne varsa yarına dair… Yani eski/mez söz/lere  sahip çıkma zamanı…

lgili YazlarDüşünce

Editr emreakif on March 31, 2015

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Daha Yeni Yazlar: