‘Küresel dil’e direnmek

Rusya, her ne kadar kendisini Avrupalı saysa da Asya’nın en önemli gücü. Bir imparatorluk olarak uzun süre Asya’nın en güçlü devletlerinden biri olarak Doğu Avrupa’ya da sarktığı için bir Avrasya imparatorluğu.

Rusça da güçlü edebiyatı olan bir imparatorluk dili. Dostoyevskileri, Puşkinleri dünya edebiyatına kazandırmış bir dil. İmparatorluk dili olmak herhangi bir arı dilden başka anlamlar ifade eder. Nasıl her millet imparatorluk kuramıyorsa her dil de imparatorluk dili olamaz. Bugün bunun karşılığı küresel dil olma gücüne sahip olmaktır. İmparatorluk dili olmak, çok dilli bir yapı içinde o dilleri kuşatan bir zenginliğe sahip olmayı gerektirir. Bu zenginlik dilin farklı dillerle temas kurmasına imkan verirken kendi karakterini bozmadan farklı dillerle zenginleşebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Şüphesiz bu yapıya ve zenginliğe sahip olmak; siyasi, askeri güç ve coğrafi derinlik, kültürel zenginlikle beslenmeyi gerektirir.

Küresel dil olmak, imparatorluk dilinden daha farklı bir boyut olarak popüler kültür endüstrisini yönlendirebilmekle, kültürel, ekonomik, teknolojik üretimi küresel ölçekte tüketime sunabilme yeteneği ile alakalıdır. Teknolojiyi üretmenin yanı sıra ürettiğiniz malı küresel ölçekte yaygınlaştırabiliyorsanız kendi kavramlarınız, diliniz de yaygınlık kazanacak demektir.

Küresel dil olma özelliği bir kaç Batılı dille sınırlı şimdilik. Hatta İngilizceye mahsus bile denilebilir. Amerika’nın sayesinde İngilizce, yapısı gereği imparatorluk dilinden kolayca küresel dile geçiş yapabildi. Amerika’nın da küresel bir imparatorluk olduğu düşünüldüğünde popüler kültürle ambalajlanmış bir dilin yerli ve yerel olan her şeyi buharlaştırdığı bir ortamda kültür emperyalizmi ile açıklanacak bir etki ve tek tipleştirme etkisinden öne çıktı.

Geçtiğimiz yıllarda Fransa işyeri levhalarında yabancı kelimelerin kullanılmasını yasaklayan bir yasa çıkarmıştı. İmparatorluk dili olduğu kadar uluslararası yaygınlığı olan Fransızcanın kendini korumaya alması dil bilinci ile alakalı olduğu kadar yaygınlaşan İngilizceye karşı rekabetçi tavır olarak da okunabilir. İngilizce ise farklı dillerle kolayca adapte olabilen, içselleştiren yapısı bir yana Amerikan eklektizmiyle açıklanabilecek bir özellik sergiler. Mesela İkinci Dünya Savaşı sırasında binlerce yeni kelime kazanmış İngilizce…

Fransızların dillerini korumaya yönelik kararlarına benzer bir tartışma da Rusya’da yaşanıyor. Duma’ya sunulan bir yasa tasarısına göre Rusça kökenli olmayan kelimelerin kullanımına ceza geliyor: Rusça karşılığı olan yabancı kelimeler kullanılamayacak.

Bir dilin yasalarla kendini koruması ne kadar mümkün olabilir? Hele siyasi ve iktisadi olarak küresel ilişkilere açık olmayı kabul ettikten sonra dilde yabancılaşmayı engellemek ne mümkün! Burada asıl önemli olan husus, bir dile yabancı kelimenin geçmesinden çok o kelimenin o dil içinde dönüştürülebilme kapasitesidir. İmparatorluk dili dediğimiz şey tam olarak budur. Mesela Osmanlı dönemi kullanılan Türkçe bir imparatorluk dili özelliği gösterir. Çok kültürlü, çok dilli bir imparatorluk olarak farklı diilerden rahatlıkla kelime almış fakat bunları türkçeleştirmiştir.

Bir dilin doğal seyir içinde yabancı kelime ve kültürlerle temas edip yeni kelimeler almasının yasayla engellenip engellemeyeceğini Fransız ve Rus deneyiminden öğreneceğiz. Ama bir dilin yasa zoruyla yüzyıllarca sahip olduğu medeniyet halkasına ait duyuş, düşünüşün anahtarı kelime ve kavramları atması örneği de sadece bize ait.

Dilin korunması tümüyle kendi haline, piyasa şartlarına bırakılamaz elbette. Canlı bir kültür ve irfan geleneği olan toplumlar, dillerine hassasiyetle sahip çıkarlar. Bizde olup biten; çağrışımdan yoksun, şiirselliği budanmış, tarihsiz, hafızasız, yavan bir dille düşünce ve kültür ortamımın çoraklaşmasıdır. Bu da yabancı kelimeleri atmak adına yapılmıştır. Aslında gerçekleşen bu milletin bin yıllık İslam medeniyeti dahilinde ortaya koyduğu tüm zenginliğin, tefekkürün, duyuşun, türkçeleşmiş halinin kısırlaştırılmasından ibarettir. Dilimiz sürekli değişime uğratılması; elli yıl öncesinde yazılan metinlerin ‘bugünkü Türkçeye’ diye ‘tercüme edilme’ ihtiyacının ortaya çıktığı ilkel kabile diline indirgenmesidir. ‘Sürekli değişen dillerle ölümsüz bir eser bırakılamaz’ diyor Goethe.

Diğer tarafta Ruslar örneğinde küresel kapitalizme entegre olurken aynı zamanda bunun kültürüne ne kadar direnebilecek sorusu ciddi bir sorudur. Bizim için ise küresel popüler kültüre direnmenin yolu küresel kapitalizme ve onun kültürüne de direnmekten geçer. Her teknoloji, her sosyo-ekonomik sistem kendi dilini de dayatır. Eğer yeniden kendi adımıza bir cümle kurabilmek, yarına kalacak bir söz söylemek istiyorsak medeniyetimizin diline yeniden sahip çıkmak zorundayız.

lgili YazlarDüşünce, Kültür, Siyaset

Editr emreakif on June 24, 2014

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar