Devletin Müslümanlıkla imtihanı

Elimde iki ayrı derginin İslamcılık meselesini ele alan sayıları var. Bunlardan biri, hacimli bir özel sayı hazırlayan Birikim Dergisi’nin ‘Dinden ideolojiye, itirazdan ikbale İslamcılık’ başlığıyla sunulan 246 sayfalık nüshası. Diğeri ise ‘İslamcılık: İmkan ve muhasebe’ başlığını kullanan Tezkire Dergisi… Düşünsel olarak iki farklı uçta duran bu iki yayının İslamcılık yorumlarının farklı olması beklenir ve bu da tabiidir.

Belli ki, Birikim özel sayı için iyi bir editöryal hazırlık yapmış, konu hakkında yazı ve konuşmalarıyla değerlendirme yapabilecek isimleri seçmede kendi kriterleri ölçüsünde titiz davranmış. Gerçi Tezkire’nin İslamcılık dosyası derginin tamamını kapsamasa da Sait Halim Paşa dosyasıyla birlikte ele alındığında ağırlıklı olarak İslamcılık meselesini ele almış denebilir.

İslamcılık tanımı, kimlere İslamcı ya da hangi fikriyata İslamcılık denmesi lazım geldiği gibi temel bir sorunla malul olmakla beraber İslamcılık tartışmalarının bugünlerde odak noktası İslamcılık-devlet ilişkisi olsa gerektir. Nitekim Türkiye’yi on iki yıldır yöneten iktidar ve partisinin söylem, icraat ve kadrolarının geçmiş ideolojik, siyasal kimliklerine bakarak İslamcılık-iktidar ilişkisi ister istemez tartışılmaktadır. Keşke bu tartışmalar daha sağlıklı zeminlerde, daha tarihsel boyut ve siyasal arkaplanı da ele alınarak, din ve devlet ilişkisinin asıl mesele oluşu göz ardı edilmeden tartışılabilse. Gerek iktidarı savunmak adına İslamcılık meselesini AKP ile ilişkilendirenler, gerekse İslamcılık denilen hareketin aslında iktidar nimetini ele geçirmekten ibaret olduğu şeklinde özetlenebilecek duruma mahkûm edenler meseleyi bu kapsamlılıkla ele almaktan uzak.

İtiraf etmek gerekir ki her iki yaklaşım tarzını cesaretlendiren, muhafazakâr demokrat kanadın yer yer İslamcılık imalarıyla yüklü söylemleridir ve hatta bu tür itham ve iltifat türünden yakıştırmalara sessiz tepki vermeleri…

Her iki derginin içeriğinde, kimi yazılara sinen ortak yaklaşımın tam aksi istikamette görünüyor olsalar da ortak bir tespitten yola çıkıyor olmaları, İslamcılık konusundaki kafa karışıklığının genel halinin yansıması olarak ilginçtir. Özellikle sol, liberal kesimlerin (Birikim’e de yansıdığı gibi) genel tezi: İslamcılık zaten devletten ayrı bir hareket değildi, sistem karşıtı değil merkezi ele geçirme arzusu ve siyasetiydi. Nitekim muhafazakârların, Müslüman ve kimi aktörlerin de bir zamanlar İslamcı kimliği ile tanınmış olmaları iktidarın tüm olumsuzluklarını İslamcılığa yüklemek için yeterli sebep sayılıyor. Sağdan ve soldan kalem erbabının buna gösterdiği en tutarlı gibi görünen örnek ise Cumhuriyet’in hiç bir zaman dini karşısına almadığı, sosyal çimento olarak dinden yararlandığı tezidir. İslamcılık gibi iddiasının ve itirazının merkezinde siyasi nedenler barındıran hareket/ler/in sadece sosyal unsura indirgenmesi, her şeyden önce yöntem olarak da, yaklaşım tarzı olarak da temelden eksik ve yanlış sonuca götürecek bir tezdir. Sisitemin islamcılığın temel tezini, davasını siyasal planda tasfiye edip hayattan sürdükten sonra dinden sosyal planda yaralanmaya kalkmasının şaşılacak nesi olabilir? Müslüman bir toplumun siyaset/le ilişkisini tasfiye edip dinin sosyal planda sembolik adımlar atılması modern seküler devlet geleneğinin tipik uygulamalarıdır. Dolayısıyla sorun Müslümanların kendi siyasetlerini yapabilecek siyasi ilişki düzeyine ulaşmalarının engellenmesidir.

Devletin mahiyeti tartışılmadan İslamcılık-iktidar ilişkisi, sistem karşısında İslamcılığın itirazları ve de muhalefet olgusu sağlıklı yorumlanamaz.

Benzer yaklaşım tarzı Tezkire’nin iktidar-İslamcılık yorumunda, daha doğrusu tüm İslamcılık birikimini mevcut iktidara indirgeyerek yorumlama, açıklama çabasında daha net görünüyor. İslamcılığın muhalif yanını ‘sinik siyaset’e indirgeyen yoruma bakacak olursak, muhalif yanı olmakla beraber İslamcılık iktidarda gelişen bir düşünce. Buna verilen örnek de 20 yy. Başındaki Osmanlı islamcılığının ‘iktidar islamcılığı’ olduğu iddiası. Düşünsel bir anakronizm içeren bu yaklaşımdan yola çakarak muhafazakârlaşmanın İslamcılık olarak takdimi daha kolaylaşıyor.

Bu çerçevede Türkiye’de Müslümanlığın iktidarla, devletle sorunu hep var olagelmiştir. Devlet, Müslümanlıkla sorununu aşabilmek için, bu temel açmazı hiç bir zaman tartışma konusu yapmaksızın sosyal ve bireysel alanda kimi düzenlemelerle geçiştirerek bugüne gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında sorun salt bir düşünce ve siyasal akım/hareket olarak İslamcılık değil Müslümanlık-devlet-iktidar anlaşmazlığı sorunudur.

Düşünsel anakronizm olarak Osmanlı ile mevcut sistemin en azından teorik düzeyde temel farklılığını yok sayarak İslamcılık-iktidar ilişkisi yorumu yapmak devletin sosyal çimentosuna yapışmak demektir.

İslamcılığı, hiç bir zaman sistem karşıtı olmadığı ile başlayıp küresel ölçekte Amerikan projesi olmakla, yerel ve küresel iktidarların çocuğu olmakla suçlayan yaklaşım; din ile bu toplumun, coğrafyanın ilişkisinden, İslam’ın varoluşsal anlamından bihaber olarak komplo kurbanı olmaya peşinen mahkûm demektir. Diğer tarafta İslamcılığın siyasi kimliğini muhafazakâr olarak tanımlayanlara hasredilmesi; Müslümanların salt iktidardan faydalanmalarını, devlet içinde seçkinler arası nöbet değişimini İslamcılık olarak yorumlama çabaları da bir o kadar pragmatizmi yansıtır.

Muhalif bir hareket olarak İslamcılık iktidarı, devleti kutsamaz. İktidar ve devlete, siyasanın siyasal özüne bakarak bu ilişkiyi anlamlandırır. Bu bakış açısıyla, İktidar erkinin kimlerden oluştuğu ne kadar önemli ise iktidar oluşun mahiyeti de en az onun kadar önemlidir. Seçkinler düzeyindeki değişimi İslamcılık olarak takdim etmek, finans kapitalizmiyle sorunsuz yaşamayı gerektiriyorsa ciddi bir ideolojik, dini sorun var demektir.

lgili YazlarDüşünce, Kültür, Siyaset

Editr emreakif on August 23, 2014

Yorumunuz

İsminiz(gerekli)

Email Adresiniz(gerekli)

Kişisel Blogunuz

Comments

Dier Yazlar

Daha Yeni Yazlar: